fonda çalan: beni al - pinhani

 

 

 

MAYIS'TA BİR OCAK

 

 

Bugün sabaha ve ikindiye yazılmıştı randevularım; öğlen ise boştum.

 

Şöyle bir ocakbaşına gidip, bir buçuk Adana Kebap, yanında ezme yiyebilir, ardından da ayva tatlısını götürebilirdim.

 

Ama bunun yerine Öveçler - Dilhan Sağlık Ocağı'na kadar yürüyerek gidebilir, dünya tatlısı dostlarım sevgili Aysel Sarıbay ve sevgili Uğur Başerdem'i de ziyaret edebilirdim.

 

Sırtımdaki çantada elmam, termosum, fotoğraf makinem, tişörtüm, beyaz leblebim,

kulağımda seçmece Türkçe şarkılar, nefes nefese Cinnah Yokuşu'nu tırmanıyordum.

 

Oradan Dikmen Vadisi'ne dalıyordum. Vadim o kadar yeşildi ki, mis gibi havayı soluyarak patikalardan ayrılıyor, tepelere en kısa yoldan tırmanıyordum.

 

Ne paranın, ne de pulun veremeyeceği keyfi nasıl da şu basit güzergahtan alıyordum.

 

Küçük pembe Sağlık Ocağı, renkli bir modern zamanlar filminin arasına konmuş eski bir Türk filmi karesi gibi apartmanların arasında bütün sıcaklığı, bütün masumiyeti ile duruyordu. Bu karenin korku filminden ayıklanmasına çok zaman kalmadığını hissediyordum.

 

 

Tek kareden koca bir filme dalmıştım.

 

Sağlık Ocağı Sorumlu Hekimi Dr. Havva Özden'le, son kuşlar gibi son ebelerden Nesibe Üzel'le konuşurken sanki Münir Özkul'lu, Adile Naşit'li bir sofrada oturuyordum.

 

Hastalarıyla, dertleriyle ve kendine özgü anlatımlarıyla Anadolu'da, bir kentin korunması gereken eski bir kale burcundaydım.

 

Bir atın sırtına atlayıp bir hastaya gitme havasında geri dönüyordum.

Attığım her adımda insandan uzaklaşıyor,

gürültülü bir makinenin kalbine yol alıyordum.

 

Dönmüştüm,

"beş dakika ara" bitmiş, dar koltuğuma oturmuştum;

nerede, nasıl ve kimlerle çok mutlu olacağımı bile bile, içerdeki odada hekim kılığına giriyordum...

 

düş hekimi yalçın ergir   http://www.ergir.com

7 - en güzel ay - 2008