mutlu bir yalnızlık;

mutsuz bir beraberlikten iyidir...

düş hekimi yasası

 

 

Yazarın değil, Seven’in notu:

 

Yan yana olmak, yalnız olmamak anlamına gelmez;

ama bazı insanların yanları da, uzakları da boştur,

yapayalnızdırlar bazı ağaçlar gibi.

 

Bu garip aşkı, o mayıs ikindisi yaşananları okuduktan sonra:

 

http://youtu.be/VfxsS3eUAVg adresindeki filmde,

 

sıcak temasa, yıllarca tadılmış onca duygulara,

diz üstünde kalem pilli bir cihazla,  uğultulu bir tepede,

Yalnız’a çalarken kaydedilmiş naylon tellere ulaşabilirsiniz

 

düş hekimi yalçın ergir  &  heye’canlı gitar huriye

 

** ** **

 

 

BAŞAK BURCU YALNIZDIR…

 

…

ve sarıldım, sarıldım, sarıldım ona –

o muhteşem Yalnız’a.

 

** ** **

 

O gelemezdi; gelip öpemezdi, ama ben atlayıp gidebilirdim ona –

sevenlerin metro istasyonlarında öpüşeceği bir Mayıs öğleden sonrasında.

 

Sıcak temas?

 

Nasıl sarılacak - nasıl gitar çalabilecektim ona; o büyük, çok büyük aşkıma? O kadar zordu ki ona ulaşmak. Ya bu yüzden bu kadar yalnızdı, ya da yalnızlığı seçtiği için oradaydı. Bir an önce uğultulu tepelere doğru çıkmalıydım yola.

 

Sırtımda gitarım “Huriye” ile atlamıştım atıma. Sanki Córdoba yollarında, Lejana y sola’nın (Uzakta, tek başına’nın) Federico Garcia Lorca’ydım onun sırtında.

 

Ben de ova geçtim, yel geçtim ve vardım başak tarlalarına. Önce bu tarlaları geçecek, sonra kaygan bir zeminden yükseklere, bir başına beni bekleyen muhteşem Yalnız’ıma tırmanacaktım. Varabilirsem de ona sarılacak, sarılacak, sarılacaktım.

 

** ** **

 

Bağladım atımı kuytuya, boşalttım yükleri; sırtımda gitarım daldım uzun başak tarlalarına.

 

Çok yamandı başaklar, belime kadar yükseklikte bir denizi yarar gibi yürüyordum – bir yandan da diplerinden bir yılan çıkacak diye korkuyordum. Ama bu korku değmez miydi sımsıkı sarılıp öpmeye?

 

O an bir telefon edip “Beni merak etmeyin...” de diyebilirdim ama demedim – koşa koşa gidip kime sarılacağımı zaten seçmemiş miydim? Devam ettim daha da hızla.

 

Sevgiyle yoğrulsa da, başak burcu yalnızdır; tepedeki yalnız da başak burcuydu mutlaka.

 

Derken kaygan tepenin eşiğine geldiğimde rüzgarın da başladığını fark ettim. Bu rüzgarın beni yukarıya kadar takip edip, daha da şiddetleneceğinin bilincindeydim. İşte o anda rüzgarla yukarılara doğru sürüklenen bir toz tanesiydim.

 

** ** **

 

2 yukarı – 1 aşağı kayış; 2 adım daha yukarı – 1 adım aşağıya kayış. Böyle böyle tırmanıyordum kaygan tepeyi. Düşersem Huriye zarar görmesin diye pozisyon da alıyordum. Aslına bir tökezlesem, bir kaysam aşağılara, taa başak tarlalarına kadar yuvarlanacağımın farkındaydım. O zaman da en azından “Like a Rolling Stone” şarkısındaki gibi “Yuvarlanan bir taş gibi olduğunda nasıl hissedilirmiş…” onu keşfedeceğimi düşünüyordum.

 

** ** **

 

Buraya da ancak yalnız gelinebileceğini, kimsenin kimseyi tutamayacağını görüyordum. Oturup dinlenmeye çalışırken bütün yeryüzünün altından kayıp gittiğini, sanki dünyaya kaydırak kaymaya geldiğimi zannediyordum.

 

Devam ediyordum; en tepeye, sevgilime yaklaşıyordum.

 

2 adım, hooop geri 1 adım,  2 adım daha yukarı, hooopp geri 1 adım   -   veeee güzelime varıyordum.

 

Uğultulu tepelerde Huriye’yi dibine koyup, çantamı da fırlatıp, ona özlemle, aşkla, saygıyla sarılıyordum.

 

 

Rüzgar ürkütücü bir ses çıkartırken, bir ağaca sarılıp, gövdesini defalarca öpmüşseniz,

bestenizin sonunda: “Neye yarar sevda, sıcak temas olmazsa?..” demişseniz

ona hiç “Sıcak Temas”ı çalmadan dönebilir misiniz?

 

Ama belki de kendimi oraya rüzgarla gelmiş bir toz zerresi gibi hissettiğimden, “Sıcak Temas”tan önce Kansas’ın “Dust in The Wind”inin (Rüzgardaki Toz) giriş kısmını çalıyor, galiba çalarken de gözlerimi kapatıyordum.

 

Ona çaldıklarımı, dizimin üzerine koyduğum kalem pilli bir kayıt cihazıyla, belki de bir kış gecesi yeniden dinleyebilmek için, efektsiz, işlemsiz, fişsiz, en doğal haliyle kaydediyordum.

 

** ** **

 

Orada ne kadar mutluyduk, ne kadar tamamdık onunla;

ne kadar huzurlu, ne kadar sevgiliydik akşam çökerken Beypazarı’na.

 

Ona su veriyordum,

ona söz veriyordum,

onu alıp eve götürmek istiyor -

ama çaresizce veda ediyordum.

 

Bin bir zahmetle çıktığım tepeden bir kuş gibi süzülüyor, aşağılara iniyordum.

 

Belime kadar başak tarlalarına vardığımda hiç durmadan atım “Seven”e koşuyordum.

Nedense – belki de Yalnız Ağaç’ımı görebildiğim için - artık yılandan falan da korkmuyordum.

 

Sağımdaki garip plato kararırken geri dönüp rüzgarlı tepeye bakıyor, Gelin Kayası’ndaki eğri, ama çok canım ağacıma el sallıyordum.

 

Seven’e atlıyor ve rüzgardaki bir toz, kaygan yamaçlardan yuvarlanan bir taş gibi,

hiçbir yere geç kalmadan, hiçbir yere gidiyordum…

 

 

hiç kimse

düş hekimi yalçın ergir     http://www.ergir.com

 

 

 

http://youtu.be/VfxsS3eUAVg

 

 

25 MAYIS 2013 - SICAK TEMAS FOTOĞRAFLARI:   (büyük boyut için tıklanabilir)

 

 

 

 

YAŞAM - BİR BÜYÜK AŞKIN FOTOĞRAFLARI:   (büyük boyut için tıklanabilir)

 

 

 

SICAK TEMAS ŞARKI SÖZLERİ:  “evet; sevdik…”   müzikli sunum’undan

söz & beste: düş hekimi yalçın ergir

 

onu bırakınca

yollara vurunca

ellere varınca

hasreti tadınca

 

özlem kor uzakta

hiç acımasızca

neye yarar sevda

sıcak temas olmazsa

 

** ** **